Son 2 senedir yaşadığımız kısır döngüyü anlatmak mecburen uzun. O sebeple 2 ayrı yazıya karar verdim. Bu ilk yazı durumumuz ve aksiyon hk. Sonraki yazıyı ise test sonucu hk yazmak istiyorum.

Mesele şu: Son 3 aydır kronik burun tıkanıklığı, horlama, nihayetinde haftalardır işitme sorunu yaşayan beyaz tenli ve alerjik oğlumda (Kaan, 5.5), biz bunları aynen geçen sene yaşamıştık. Ve o tablo 18 gün süren bir kulak enfeksiyonuna bağlandı o dönem. Hatta yine geçen sene, akut mastoidit gelişti. Yani kulağın arkasındaki kemik kızardı ve şişti. Kulak öne kıvrıldı! Zonklama da cabası.

Yine geçen sene, çocuk ve yetişkin KBB Dr. Mehmet Ali Şehitoğlu ile tanıştık ve “bu otit değil” dedi. Sorun; kronik olarak tıkalı burun + çocuklarda bu yaşlarda kısa ve eğik östaki borusu yapısı + kulakta basıncın dengelenememesi. Peki ne yapacağız? “Yazın kendiliğinden geçecek. O zamana dek amaç burnu açık tutmak ve ağrıyı yönetmek olmalı.” Bol bol sakız ve otovent burun balonu denemeleri ve niceleri… Öyle ki ameliyat denilse, son kararı Mehmet Bey’e danışmadan vermem diyecek kadar sevdik sakin duruşunu ve yatıştıran tavrını.. Hâlâ da fikrim aynı.

Bu sene de aynı şey oldu ve bu defa, korkunç bir uyku apnesi ile birlikte çılgın kulak ağrıları başladı. Ne biliyor ve 2 senedir yazıyorum? Süt (bilhassa protein yapısı sebebiyle inek sütü) ve süt ürünleri, çocuklarda sinüzit ve kulak enfeksiyonlarının temel tetikleyicisi. Maya keza. Ama bu çocuk zaten süt tüketmiyor. Tümünü kesiyorum, durum aynı. Veya yazın, dilediği gibi yoğurt vb tükettiği halde bu sorun olmuyor. Oysa sadece, düzenli verdikleri inek sütünü çocuklarının beslenmesinden çıkarıp harika sonuçlar alan ve bana hayretle yazan anneler var. Bademcik yazısında yorumları görürsünüz.

Ve biliyor musunuz çocuklarda reflü de tam anlamıyla buna sebep oluyor. Kulakla ne alakası var demeyin, araştırın. Ruhumuz duymuyor, ama bu kuru öksürüğü veya kulak-burun-boğaz döngüsünü, sadece reflüyü önlemeye yönelik diyetle halledebilenler de var.

Başka bir şey(ler) var, ama ne? Açıkhava dönüşü mutlaka o tuhaf öksürük gelir mesela, otellerde yanımızda sarımsaklı yağ vardır, doğa yürüyüşü vs öksürükle tamamlanır. Hava berbat, su meçhul, duvar boyasından oyuncaklara, okullardaki temizlik malzemelerine her yerimiz kimyasallarla çevrili, yeni doğanlarda ağır metal tespit edilen dünyada samanlıkta iğne aramak gibi alerji ve intolerans. Genetiği ile oynana oynana plastiğe dönen, pestisitin 1001 türü yüklü gıdalar da gerçeğimiz olunca “toksinlere sürekli maruziyet” çocukların geniz etini daima bu halde tutuyor. Ve bazen geri dönüşü olmadığından ameliyat kaçınılmaz oluyor.

Bu sene ise homeopatik tedavi altında zaten Kaan. Pek çok konuda ilerleme kat ettik ama geniz eti ve apne ile kulak ağrısı birleşince, uzun vadeyi beklemeye mecal kalmayınca onun yanında bir diğer yöntem daha deneyelim dedik: Scenar Terapi. Onu ayrıca anlatırım. Hâlâ sürüyor çünkü. Sonuca ulaşamadık henüz. Yoldayız.

Ama esas konu şu: Çocukta bu 2 senedir rastlanan durum, Kawasaki sonrasına denk geliyor. İvig isimli bir kan serumu verilmişti o dönem, hatırlarsınız. Bu binlerce kişiden elde edilen bir tür (kan) plasma kokteyli. Ve maalesef organ nakillerine benzer şekilde, kişide önceden var olmayan intolerans veya alerjilere sebep olabildiğini okurduk hep. Yaşamış da olduk.

Bir can arkadaşım var; adı bende saklı, ÖZ. diye anayım. Oğullarımızın Kawasaki geçmişi sebebiyle, o dönem tanıştık ve hep irtibattayız. Çocukların 3.5 yaşa dek doktor yüzü görmeyen “fazla sağlıklı” (!) hikayeleri de benziyor, Kawasaki ve ivig ardından yaşadıkları enteresan alerjik durumları da. ÖZ, meşakkatli yolu seçti ve her sene çok geniş kapsamlı testlerle intolerans baktırıp kuzunun beslenme çantasını, her gün okuldaki menüye ve özel beslenme planına uygun halde hazırlamak gibi bir insan üstü çabayla ilerliyor. Kimin aklına gelir nohuta intoleransı olacağı bir çocuğun? Ama tespit ediyorlar ve diyeti modifiye ediyorlar…Hayranlık ve dua ile izliyorum. Ve maşallah; egzama ve boy uzaması, fiziksel gelişim dahil şaşırtıcı sonuçlar var.

Ben ise; bunun sonu olmadığı ve aslında hiçbir testin hassasiyetleri tümüyle kapsama ihtimali olmadığını düşünen ve seneler evvel bu testlerden en popüler/maliyetli olanını yaptırmış biri olarak diğer yolu seçmiştim: Bağışıklığı mineralle ve “enfeksiyon halinde” immun-modülatör ürünler ile desteklemek. Beraberinde daima homeopatiyle ilerlemek. O gıda şu gıda irledemeden. Ama bunca kimyasal yüklü ve miyazmatik etkilerle çevrili bu minik bünye, toparlanıp ağaya kalkabilsin diye çokça sabır ve gözlem gerekiyordu. Tekrarlanan akut enfeksiyonlar ve sürekli toksik maruziyeti ise; büyük şehir hayatına tuz biber ekiyor ve homeopatik ana yoldan sürekli sapmamıza neden oluyordu. Oysa “sadece homeopatiyle” geniz eti ve alerjinin halledilebildiği örnekler vardı.

Nihayet oğlumun geniz etinin ameliyatla törpülenebileceği ve çok rahatlayacağı iletildi. Rahatlayacağına eminim; lakin bu benim hassas noktam. O yazımı bilirsiniz, ama yazıya gelen yorumlar daha mühim: 6 yaşında bademcik ve geniz etim alındı. Alınmaması için ailemin çok görüş aldıklarını, şehirlerarası gidip gelmelerimizi hatırlıyorum. Ameliyat kaçınılmazdı. Sürekli ateşlenen, bademcikleri mandalina kadar olmuş, nefes alamayan bir çocukken ameliyat sonrası bu sorunların hiçbiri kalmamıştı bende. Ergenlikte hastalanıp da antibiyotik içtiğimi hatırlamam. Fakat nedeni anlaşılamayan, inleten bir diz ağrım hep olurdu. 20li yaşlarda ise; dayanılmaz hale gelen ağrılar 12 sene süren koşturmaca neticesinde iltihaplı omurga romatizması ile adlandırılacaktı.

Vücudun ilk ve bence en kritik muhafızları olan baddmcik ve geniz eti sürekli alarmda, ama bir noktadan sonra geniz eti küçülemeyecek hale geliyor ve tümüyle kurtulmakta buluyoruz çareyi. Eleştirmiyorum; ne haddime, o kadar toksik bir dünya ki neye tepki veriyorlar anlamak zor ve ameliyatın kaçınılmaz olduğu çok vaka var eminim. Ama bir o kadar da “ameliyattan sonra da sorun devam ediyor” diyenler var.

Öte yandan “yaş büyüdükçe zaten timus bize yeter, vücut muhafız dolu” diyenler de var ama kendimden biliyorum: En ufak üşütme veya mevsim değişikliği, bademcik olmayınca hop ciğerimde bitiyor.

İşte oğlumda yazın olmayıp kışın buna sebep olan ne? Ameliyat olacaksa bile, anlamak için elimden geleni yapmak istiyorum.

Tabii tüm bunlar olurken Ömer Hocamla @dromersaltan irtibattayız. Kaan’ın bünyeyi tanıyor. Geçmişi, Kawasaki günlerini iyi biliyor. Yine konuşmuş ama testin elzem olduğunu düşünmemiştik geçen sene (zatürre başlangıcı yakalanıp antibiyotik aldıktan 2 ay sonra kulak sorunu belirtmişti); ama bu sene işler farklı.

“Alerjenlerin bir mert bir de arkadan iş çevirenleri var.” diyor. Sinsi seyreden nonIgE alerjileri kastediyor. Bu alerjiler, vücutta kronik inflamasyon yani yangı yaratıyor, birçok hastalığı tetikliyor.

Bazen muayene sonrası, ilgilendiği diğer miniklerin hikâyelerini dinlemeyi önemsiyorum. Çünkü bakış açımı değiştiriyor, ufkumu açıyor duyduklarım. Geniz eti, egzama, dispeptik (sürekli karın şişliği) vakalarda akla gelmeyen alerjik reaksiyon tespit ettiklerini biliyorum. Kronik ürtikeri olan bir minikte tetikleyicinin ELMA olduğunu duymak beni üzüyor mesela. Ne yiyor bu çocuklar, elma değil de aslında ne bu maruz bırakıldığımız düşünceleri alıyor beni. Portakalı beslenmesinden çıkarınca cildi rahatlayan mı ararsınız; sürekli astımı tetiklenen ve önceki tedavilere yanıt vermeyen ama akla gelmez bir alerjen ortaya çıkıverince yatışan mı…Hakikaten roman.

O halde dedik bu sinsigil alerjenler (nonIgE) nelermiş anlamaya çalışalım. Çocuk için kan aldırmak başlı başına travma ama narenciyeden ve kış boyu tek sevdiği nohuttan bunca şüphelenmeye başlamışken buna bakmadan ameliyat kararı almak içime sinmeyecekti. Testin hangisi olması gerektiğine Ömer Bey ile (Dr. Ömer SALTAN) karar verdik. Alcat 100’de karar kıldık.

Neden bu test derseniz… Alcat ile bakılan antikor değil. Bir gıdaya karşı doğal bağışıklık hücrelerinin, yani beyaz kan hücresi dediğimiz lökositlerin verdiği reaksiyonu ölçüyor. Lökosit adedi değil mesele, ama onların zarar görmeleri… Test, lökositlerdeki şekil ve boyut değişikliğini tespit ediyor. Burası kritik. Yani olağan olmayan bir bağışıklık yanıtı. Alerjide tek tip reaksiyon yok, örn. IgE bakıldığında inek sütü çıkMıyor belki… Ama bariz bir reaksiyon var; o da lökosit değişimi. Sadece deneyerek ve gözleyerek anlayabileceğiniz gıdalardan olan ”olağan şüpheliler” bu yazıda üstte var; ama sinsi olanlar ve arkadan uzun vadede yapacağını yapanlar asıl sorunumuz.

Sinüzit (tüm zamanların en inatçı enfeksiyonu), migren, fibromiyalji, egzama, ürtiker, kabızlık, ishal, şişkinlik… 3-6 ay veya daha uzun süre, tetikleyici gıdalardan kaçınarak bu rahatsızlıklardan kurtulanlar oluyor. Biz de Kaan’nın sinüs ve genizinde kronik enflamasyona veya akut ataklara sebep olan gizli saklı sebepleri açığa çıkarma ihtimali nedeniyle bu testi seçtik. Dilerim kayda değer bir sonuç yakalarız.

Sonuçlar 15 gün sonra çıkıyormuş yurt dışında analiz edildiği için. Biruni Lab’da yaptırdık. Bağışıklık hücrelerinin verdiği tepkiyi ölçen hassas bir görüntüleme tekniği içeriyor ve o sebeple zaman alıyormuş. Normalde de kan alımı için Biruni’ye gelir olmuştuk çocuğa insancıl yaklaşımları ve sonunda sürprizle gönül almaları sebebiyle. Çocuktaki travma, hatrı sayılır bazı hastanelerin eseri çünkü. Bu test esnasında yine korkuyla minik bir kriz yaşatsa da bize, dilerim sonuçta olumlu ve buna değecek bir veri yakalarız. Eller yürekte.

Başka bir yazıda ise sonucu paylaşırım. Bağırsak artık hepimizde yaralı. Heyecanla beklemedeyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here