Çaresiz kalmadan rastlanılmıyor bazı çarelere. Kul sıkışmayınca…
Geçmiş zaman olur ki…Bu konuda ilk gönderiyi, buraya ve bloğuma 2 sene evvel eklemiştim. Diğerini ise Mart 2020’de. “Ne diyor bu kız, kulak verelim” diyen sağlık personeli dostlarımız oldu; gerek korunma gerek protokol amaçlı dikkate alan. “Sen de kimsin ve ne haddine!” diyen; Helsinki Bildirgesi’ni hatırlattığım, vakaları, kitapları, tüm örnekleri işaret ettiğim ama sesimi duymak istemeyen kişiler de…
Bugün, aynı şeyi bir farkla söylüyorum: CO.MU.SAV çatısı altındaki binlerce (1000lerce) hekim, vaka, rapor ve dünyada arındırılmış tek yer olan San José de Chiquitos’u da kapsayan bir röportaj eşliğinde.
Kim konuk? İsmini yazınca s.a.ns.ürleniyor. Biyofizik, biyokimya ve KD deyince ilk akla gelen isim diyebilirim dünyada. O kadar önemsiyorum ki duygularımı anlatamam.
Şayet “istenirse” çok ekonomik yöntemler var demiştik. Blogda, kendi röportajım hariç, konuğumuzun diğer yayın ve videolarını da izleyebilirsiniz kaynak siteler beraberinde.
İngilizce konusunu es geçin; Türkçe altyazı mükemmel. Sade vatandaş olarak elimden gelen budur.  Daha iyisini bilim insanlarımız yapsın.
Söyleşi, profilimdeki linke tıkladığınızda karşınızda. (Kanalda yok, yutup sevmiyor böyle işleri.) Doktor, hemşire, eczacılarımız başta olmak üzere, tüm sağlık personelimize ve sizlere yılbaşı armağanımdır. 🎁
Burada oluruz olmayız, bunu zaman gösterecek. Yerin bir de altı olduğunun bilincinde, haksızlık karşısında susmayan, kişisel çıkar gözetmeyen, kasıtlı yanılTmayan, dosdoğru insanlarla çevrili bir yaşam dilerim.
🙋
Let me introduce you to Dr. Andreas Ludwig Kalcker. He is my hero!
I see him as a person who marries physics with chemistry. And that’s where magic happens, really, because the field of medicine lacks the scientific input of physics in their therapeutics and treatment modalities. And he is also working with frequency machines, and enhanced Rife technology. He is in a unique position to evaluate the “C.V.D” symptomology picture given his background in physics, and his involvement with energy and frequencies.
Our guest has dedicated himself to understanding the power of ch.lo.ri.ne dio.x.ide (CD). Over the last 10 years, he’s seen great success with CD healing especially chronic or incurable diseases. And recently he has tremendous success in the treatment of C.V.D.19. He is a biophysicist. During the video, we talked about CD and CDS and highlight his experiences in Ecuador. And I hope to invoke some curiosity among doctors and bureaucrats.
He says “We have a solution! Why don’t you hear us out?!”

Enjoy and dare to know!

 

Dr. Alan Keyes ve Mike Adams röportajı. Let’s Talk America >>>

Dr. Kalcker ile Medicine in Creative Society Röportajı >>>

Comusav CVD Raporu >>>

TELEGRAM KD GRUBU >>>

Dr. Andreas Ludwig Kalcker Röportajının Deşifre Metnini Aşağıda Bulabilirsiniz:

Merih: Merhabalar. Dr. Andreas Ludwig Kalcker ile sohbet yayınımıza hoş geldiniz.
Kendisini ağırlamaktan onur duyuyoruz.
Konuğumuz kendini ‘Klordioksit’ [KD] bileşiğinin gücünün anlaşılabilmesine adamış bir uzman ve 10 yıldır da, iyileşmez denilen kronik birtakım hastalıkların tedavisinde bu bileşikle oldukça başarılı sonuçlar elde etmiş bir isim. Ve güncel bir gelişme olarak da, Covid-19 tedavisindeki üstün başarılarını konuşacağız bu akşam. Kendisi biyofizik uzmanı ve kendisinden bu akşam, geliştiricisi olduğu KD/KDS solüsyonları hakkında bilgi alıp Ekvador’daki deneyimlerini öğreneceğiz. Bu paylaşımların tıp camiası ve sağlık bürokrasisinde ilgi ve merak uyandırması ümidindeyiz. Sn. Dr. Kalcker, size yeniden hoşgeldiniz demek istiyorum.

Dr. Kalcker: Programına davet ettiğin için ben çok teşekkür ederim Merih.

Merih: Yoğun programınız arasında davetimizi kabul ettiğiniz için asıl biz teşekkür ederiz.
Bu bileşiğe Türkiye’de ilgi giderek artıyor, o yüzden sizden ricam, bu molekülün gerçek ve tam potansiyeli hakkında bizi aydınlatmanız olacak. Çünkü korku gözleri kör ediyor biliyorsunuz ve diğer yandan da finans bilmin belkemiği durumunda. Önce şunu soralım o zaman size: Biyofizik uzmanı kimdir, ne yapar ve Andreas Kalcker kimdir, ne çalışmalar yapmaktadır?

Dr. Kalcker: İsviçre’de çalışmalarını sürdüren kendi halinde bir biyofizik uzmanıyım ve bu madde ile ilgili patent çalışmaları üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Şu an 4 patentimiz var elimizde, beşincisi de yolda. Farmasötik patentler bunlar ve işim de bu maddeyi geliştirmek. Fakat biyofiziğin konusu daha ziyade elektriktir tabii; insan bedeninin elektriksel evrenidir. Bu ne demek…
Klordioksit esasında bir ilaç bileşiği filan değil, bir oksitleyici bu. Yani aslen elektriksel bir mevzu bu da, çünkü oksidasyonda da elektron yer değişimi sözkonusudur. Öncelikle bu maddenin mükemmelen patojen oksitleyebileceğini fark ettik, çünkü klor *iyonu* var —aman dikkat, klor ve klor iyonu farklı şeylerdir— ve yanında da O2, yani oksijen molekülü taşıyor.

Tam da kimyasal ayrışmanın meydana geldiği yerde bulunan moleküler oksijenden bahsediyoruz. ClO2 maddesi tam da patojenlerin olduğu, hasar almış ve ihtiyaç oluşmuş bölgede gidip moleküler bileşenlerine (Cl ve O2) ayrıldığında, oraya oksijen sağlamış oluyor yani. Tam aradığımız, mükemmel etki mekanizması bu, hatta Covid-19 tedavisindeki muzazzam başarının ardında yatan da bileşiğin bu özelliğidir, çünkü ortama, eksikliği duyulan oksijeni sağlıyor. Zaten görüldüğü kadarıyla Covid-19’da da sorun akciğerlerde değil, kanda. Kan oksijeni alamıyor. Ve bu madde gidip doğrudan interstisyel dokuya (bağ dokusu) oksijen bırakabiliyor! Doku sıvılarından da kana geçiyor tabii oksijen. Klordioksitin intravenöz kullanımında ise yaptığımız ölçümler, kanda kullanılabilir haldeki oksijenin %50’nin üstünde arttığını gösteriyor. Bu muazzam bir farktır, solunum cihazı ihtiyacını da ortadan kaldırır.

Merih: Bu alana nasıl yöneldiğinizi merak ediyorum, kişisel hikayenizi paylaşmak ister misiniz?

Dr. Kalcker: Aslına bakarsanız, bundan 15 sene kadar önce ağır artrit hastasıydım ben. Eller bu halde olduğundan benim için büyük sorun tabii, oynatamıyorum, kalem dahi tutamıyordum. Bu maddeyi duydum, internetten sipariş ettim filan ama pek bir şey olacağına da inanmıyorum, kuşkucu bir yapım var.
Bizim köpeğe verdim ilk… 13 yaşında, tüm günü sepette geçiren minik, yaşlı bir köpekti bizimki. Bir tek kuyruğunu oynatabiliyor, tek hareket bu… Biraz suyla birlikte verdim bunu köpeğe ve ertesi gün bir baktım bahçede koşuyor bizimki, Sonra ben kendim almaya başladım. ve etkisini de gördüm; artık piyano da çalabiliyor bu eller gitar da. Bir şeyi bizzat yaşayıp deneyimlemişseniz, daha da hiçbir şey sizi aksine ikna edemiyor işte. Bakınız, bilimin bugünlerde “atıf sayısı” üzerinden yürüdüğünü anlamamız lazım. Fakat atıf almakla bilmi eşdeğer tutamazsınız. Bilim bir şeyi ölçümlemek demektir, sonra o ölçüm başka çalışmalarla tekrarlanabiliyor mu, ona bakarsın. Örneğin bir madde aldın koydun, bunu ölçümledin, başka bir şey ilave ettin ölçüm şu oldu gibi… O yüzden, atıf aldın mı bu bilimsel kanıt sayılır diye bir şey yok, olayın meydana gelmesi kanıttır zaten. Ve bu defa da Ekvador’da tecrübe ederek KD’nin yarattığı etkiye şahit olduk işte. Geçtiğimiz sene bazı seminerler vermek üzere Ekvador’daydım. Birçok doktorun (AEMEMI) katılımı ile gerçekleşen seminerlerdi bunlar ve herhalde bir 15 binden fazla kişinin öldüğü Guayaquil diye, durumun en ağır olduğu yerlerden birindeki doktorlarla beraberdik. Ailesinden birini kaybetmemiş olan yok gibiydi maalesef orada. Olay şu ki, doktorlar kendileri de hastalanıyorlar bu süreçte ve bana da yapabileceğin bir şey var mı diye sordular. Oral alım denendi, işe yaradı evet, fakat herkeste değil. Başhekimin mesela durumu çok ağırdı çünkü diyabetliydi. Diyabet hastaları bu süreçte çok daha fazla rahatsızlanıyorlar ve hayati tehlikeleri de daha yüksek oluyor biliyorsunuz. Damaryolundan verebilir miyiz diye sorunca doktorlar, elbette dedim. Verdik ve bugün hala hayatta, atlattı hastalığını. Öyle olunca bir ön klinik deney başlattılar orada. Bu ne manaya geliyor? Sokakta insanlar ölmüş kalmış ve cesedi koymaya torba yetiştiremediğiniz, karton kutuya kaldığınız bir şehirdesiniz, düşünün. Tam bir kaos ortamı. Fakat hakikaten doktorları çok cesur ve tamam, bir ön deney başlatıp neler yapılabileceğine bir bakalım dedik. Akademik açıdan baktığınızda evet, %100 kesinlik taşıyacak bir şey değil tabii bu, tek bir ön deney yapıyorsunuz daha. Fakat ‘proof of concept’ (kavram kanıtlama) olarak görmek lazım bunu. 100’ün üzerinde hastanın katılımıyla yapılan deneyde, 4 günün ardından %97’sinde hastalık belirtisi kalmadığı görüldü. Hakikaten büyük başarı bu ve şimdi ABD’nin sağlık enstitüsünde (NIH) kayıtlı, bilimsel bakımdan da “su geçirmez” sayılacak gerçek klinik deneyimizin de temeli bu çalışmaydı işte. Önümüzdeki birkaç hafta içinde yayımlanmasını bekliyoruz çalışmanın. Çünkü bu normal bir deney artık ve en aşağı 6 ay sürüyor bu deneyler biliyorsunuz. Ortaya konulmuş bu verilerin yayımlanmasını sağlamak gerçekten önemli. Diğer yandan, bir de COMUSAV adını verdiğimiz ve ‘www.comusav.com’ adresinden erişilebilecek bir oluşum başlattık. Tüm dünyadan 4000 kadar doktorun yanısıra birkaç yüz kadar da hukukçunun biraraya geldiği bir platform bu. Çünkü durum o ki, bu madde birçok ülkede resmi olarak onay alabilmiş değil, ancak hukukçukların değerlendirmesine göre evet, dileyen her doktor bunu kullanabilir, çünkü uluslararası Helsinki Beyannamesi’nin 37. maddesi açıkça der ki, doktorun elinde hastası için kullanabileceği onaylı başka yöntemin bulunmadığı durumlarda bu izni vardır. Sırf Helsinki Beyannamesi değil, insanın hakları çerçevesinde ‘yaşam hakkı’ olarak da bu yetki bizlere veriliyor. COMUSAV grubumuzda bir de insan hakları komisyon üyemiz var
ve çok net bir şekilde birçok beyanname ve anlaşmaya göre bu hakkımız var. Anlamamız gereken şu; FDA veya Avrupa’nın EMA’sı gibi ulusların sağlık hizmetlerini düzenleyen idari kurumlar
uluslarüstü yetkiye sahip değiller! Doktorları koruyan uluslarüstü kanunlar olduğu ve bunlara dayanarak hareket edebilecekleri net bir biçimde bilinmeli. Önümüzdeki hafta, ayın 28’inde tarafımızdan işin hukuki boyutuyla ilgili bir basın açıklaması yapılacak. Evet, doktorlar KD’yi kullanıyor artık ve sayıları 4000’e ulaşmış durumda. 20 bini aşkın kişide de, KD kullanımı öncesi ve sonrasında yapılan PCR testleri ile iyileşme kanıtlanmış durumda. Hem de rekor sürede iyileşiyor insanlar; faz 1, faz 2 ve faz 2a’ da kaydediliyor iyileşme! %100’e yakın başarı oranı ve faz 2b ve faz 2c’de de oldukça büyük başarı oranımız. Peki buradan ne anlıyoruz? Elimizde hastalıktan korunmak için ‘profilaktik’ olarak da kullanılabilecek bir madde var,
—bahsettiğim tüm bu doktorlar kullanıyor da zaten— aşı kadar etkili, ama 10 kat daha ucuz! Daha ucuz bile olabilir hatta…

İşin bir diğer yönü de, hasta oldukta sonra aşının size hiçbir faydası yok! Aşının koruyucu etkinliği en iyi ihtimalle %50 kadardır; yazı-tura atmak gibi yani, hasta oldun-olmadın, işiniz şansa kalmıştır. Ve enfekte olduktan sonra da, aşının sizin için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Ama bu madde sizi iyileştirir! Aradaki büyük fark bu işte. Çünkü bir yandan ihtiyacını duyduğumuz oksijeni sağlar vücuda, diğer yandan da oksitlemek suretiyle patojeni öldürür.
Çoğu kişi oksitlenme dendiğinde tehlikeli bir şey zannedip korkuyor. Bir şeyin ne kadar büyük olduğuna göre değişir yarattığı tehlike. Bu şuna benzer; çaktığınız kibritin alevi ile koca bir sanayi yangını bir değildir. Burada bir avuç molekülden bahsettiğimizin anlaşılması gerekir. Bir maddenin toksisitesinden bahsederken, o şeyin *miktar*ına değinmeyen kişi konu hakkında hiçbir şey bilmiyordur. Bu madde zehirli diyor mesela biri, iyi de her şey bir noktada zehirli hale dönüşür, su bile. O yüzden, hangi noktada zehirli hale geldiğini bilip belirtmek gerekir.
Üstelik, bizim kullandığımız miktarlar açıkça o eşiğin fazlasıyla altındadır.
Klordioksit, 292 mg/kg’da toksik etki gösterir. Bu ne demek? 60 kiloluk ortalama birini alalım mesela, bu kişinin 20.000 mg klordioksit alması lazım zehirlenmesi için. 20.000 mg’dan kastımız ne? Toz halde bir şey değil bu bakın, GAZ haldeki maddenin 20 bin mg’ı bu! Su var elimizde diyelim, maden suyu bu ve içindeki *baloncukların* ağırlığı 20.000 miligram ediyor!
Düşünsenize ne kadar içmeniz gerektiğini o suyu?! 20 litre içmiş olmanız lazım ve tabii ki imkansız böyle bir şey. Dünyada klordioksitten ölen *kimse* olmamasının nedeni de o.
Her halükarda, bizim kullandığımız dozlar zaten, açık ama *apaçık* biçimde, çok çok düşük dozlar. Biz ne kullanıyoruz? Günlük standart dozumuz 30 mg. 20.000 ile kıyasladığınızda solda sıfır kalıyor yani bizimkisi. Epey bir fark var.
İlki bu. İkincisi ise, insanda 3. faz klinik çalışmaları zaten yapılmış bu bileşiğin! Tedavi edici etkisi için değil ama su dezenfeksiyonundaki kullanımına yönelik 1980’lerde Lubbers ve Bianchine tarafından yapılmış klinik deneyler var. 3 fazlı deney yürütmüşler ki binlerce insanın dahli olan çalışmalardır bunlar ve deneylerinde içimlik dozda 25 mg’a kadar çıkmışlar ve kimsede en ufak bir olumsuz etki gözlemlenmemiş. Zararlı etki olmadığını buradan da anlayabiliyoruz. Sonuç olarak, kimileri şarlatan kimileri ise guru diyor bana —guru olmayı tercih ederim şahsen— fakat konu şu, tamam, belki 1 doktoru kandırdım, belki 10 belki 20’si kandı bana… Fakat cidden, COMUSAV 4.000 doktorun olduğu bir grup… Dört bin! 20.000 insan üzerinde birebir kullanmışlar bunu…
Yapmayın artık… 4.000 doktoru birden kandırdın demek biraz komik kaçıyor artık.

Merih: Peki niye böyle aksettiriliyor? Aşı çıkarma derdindeki endüstrinin çıkarları bunu gerektiriyor da ondan. O yüzden, ‘para bilmin belkemiğidir’ diyorum ya. Oysa klordioksitin yılanyağı (sahte ilaç) filan olmadığını biliyoruz biz. KD’ye sonra yeniden döneriz ama ben size farklı bir şey sormak istiyorum şimdi. Alman biyolog ve *eski* virolog—virolojiyi geçerli bir bilim dalı olarak görmediğinden artık bu titri kullanmıyor— Stefan Lanka’nın çalışmalarını da takipteyiz. Dünya genelinde gitgide daha çok doktor ve bilimadamı viroloji alanındaki bu “virüs izolasyonu” konusunu sorgulamaya başlamış durumda. Bu noktada ortada kesinlikle bir bilimsel sahtekarlık olduğunu, virüslerin hiçbirinin olması gerektiği gibi izole edilmemiş ve hiçbirinin de bugüne kadar patojenisitesinin kanıtlanmamış olduğunu ifade eden isimler bunlar. Covid semptomoloji tablosuna eşsiz bir noktadan bakabileceğinizi düşündüğümüz için sormak istiyoruz size, zira hem fiziğe hakimsiniz hem de frekanslar ve enerji tıbbı ile ilgili çalışmalarınız var. Covid-19 tablosunda sebebin viral enfeksiyon olduğunu düşünüyor musunuz? yoksa çevre kirliliğidir, aşılardır, elektromanyetik etkilerdir, glifosattır, hepsinin birden oluşturduğu yaman bir toksisite durumu mu var? KD’nin çözmede bir numara olduğu bu kanda pıhtılaşma, hipoksi durumuna yol açan bunlar olabilir mi?

Dr. Kalcker: Lanka beyin çalışmalarına vakıf değilim. Fakat şunu çok net söyleyebilirim: İster adına virüs deyin, ister ‘prion’, isterseniz ‘eksozom’… fark etmez. Bu şey öldürüyor. Neden?
Güney Amerika’da ölüm oranları çok yüksek, Almanya’da öyle değil mesela. Orada şehirde de ölüm var, ormanlık alanlarda da, 2/3/4G’si bile olmayan yerli ırkta da…
Bunlar, ormanda bulduğuyla beslenen insanlar. Henüz “organik” yani gıdaları. Yok demekle bilimsel olarak kanıtlamış olmuyorsunuz iddianızı. Virüsle ilgili konu çok komplike bir defa. Önce şunu anlamamız lazım; Virüsün çapı 120 nanometre. Bu ne demek? Arılar ultraviyole ışınları görebiliyor mesela, biz göremiyoruz ama bu ışının kalınlığı 360 nanometre! Virüsün 3 katı yani!
Ebat önemli burada. Virüsün oksidanlara bunca hassas olmasının sebebi de bu kadar küçük olması zaten. Hücrelerinize dokunamaz KD, çünkü hücre *binlerce* kat büyüktür KD’den. Kibrit yaktığınızda verdiği enerji ile koca bir ateşten çıkan enerjiyi kıyaslayabilir misiniz? Büyüklük önemli. Kesin olan bir şey var ki virüs / eksozom —ismine her ne diyorsanız artık— bunun farklı çeşitleri var. Ve kesin olan bir diğer şey de bunun doğal olmadığı. İşin gerçeği bu. Meksika’da, hiçbiri ölmek istemeyen ancak hastanelerde çalışırken hayatını kaybetmiş 1500’den fazla doktor var. 1500 can kaybından bahsediyoruz, o halde belli ki ortada bulaşıcı bir hastalık var. Ve belli ki ölümcül de bir hastalık. O yüzden ismi ne olmuş umurumda değil açıkçası.
Bir patojenin size saldırabilmesi için proton yükü olması lazım. Bu ne demek? Asit halde olması lazım. Virüste de, kapsitler —taçlı virüsün tacındaki çıkıntılar yani— asidiktir.
Ve bu asit, klordioksit ile reaksiyona girer. Hangi tip virüs olursa olsun hepsinde aynı mekanizmadan dolayı etkilidir. Klordioksitin su dezenfektanı olarak 100 yıllık bir geçmişi var ve hiçbir virüs karşısında duramamıştır bugüne kadar. Bakteri de aynı şekilde, hatta biyolojik silah olarak kullanılan şarbon bakterisinin sporları bile direnemiyor KD’ye. Ebola da aynı şekilde…
Bunun anlamı ne derseniz, ben olaya problem odaklı bakmıyorum, virüs var mı yok mu tartışmasına girmiyorum, çözüm odaklı bakıyorum ve çözüm de elimizde. *Bunun* duyulmasını sağlamamız lazım çünkü insanlar acı çekmekte. Şu an koca ülkeler, endüstriler —oteller, restoranlar ve çalışanları— felakete sürüklenmekte. Dünyanın görüp göreceği en büyük krizin başındayız şu an.
Ve bu şekilde giderse açlıklar başgösterecek. Böyle bir şey olsun istemeyiz elbette. Çünkü açsan, yediğinde glifosat var mı yok mu konusu önceliğini yitirecektir. Hayatta kalma derdindesin çünkü. Temel aldığımız konu da o yüzden şu, diyeceksin ki: Hey, ortada bir çözüm var, niye duymazlıktan geliyorsun?

Merih: KD’ye geri dönecek olursak, Dr. Alan Keyes ile birlikte Mike Adams’ın konuğu olarak katıldığınız programı izledim, kan hücrelerinin KD ile oksijenasyonunun gerçek zamanlı görüntü kayıtlarını paylaştınız orada. KD’nin mikroskop altındaki görüntüleri bunlar. İzleyicilerimiz için sizin o 2 dk’lık videonuzu ve oradaki açıklamalarınızı kaydın hemen bu bölümüne ilave edeceğim. Görmek inanmaktır zira. Ülkemizdeki tıp profesyonellerinin bir kısmı da tedavide oksitleyici kullanımına yavaş yavaş ısınmaya başladığından,
bu molekülü iş başında görmek onların da ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. Videoyu tam burada görecekler şimdi.

“Klordioksit kullanımı, sağlık alanındaki birçok resmi kurum tarafından insan sağlığına zararlı ilan edilmiştir; bunun için de ‘Methemoglobinemia’ye yol açtığı gerekçesi öne sürülmüştür. Bu ithamların açıkça yanlış bilgiye dayandığını görüyoruz.

Solunum yoluyla alınacak klordioksit akciğer alveollerinin fonksiyonunu elbette bozar, kan bu yüzden oksijensiz kalınca da, bahsi edilen bu Methemoglobinemia ortaya çıkar. Ancak, klordioksitin pH değeri 7.4 olan 50 ppm’lik sıvı çözeltisi ağızdan veya damaryolundan alındığındaki etki bunun tam tersidir! Ve bunu da faz-kontrast mikroskobu ile alınmış şu görüntülerde olduğu gibi gayet rahat gözlemleyebilirsiniz.

100 ppm konsantrasyonda ClO2 çözeltisi sol-üst taraftan verildiğinde, Methemoglobinemia’lı canlı kan örneği üzerindeki etkisi bakın şöyle oluyor. ClO2 alan gönüllülerin diğer kan gazı değerlerine bakıldığında hepsinde de, hiçbir olumsuz etki olmaksızın kanın biyolojik kullanıma uygun oksijen değerlerinin %50 arttığı tespit ediliyor. Bu görüntülere bakıldığında da, sıvı çözelti halindeki klordioksitin ortama sağladığı oksijenle, kandaki Methemoglobinemia’yı ortadan kaldırdığı, kana akışkanlık kazandırdığı rahatlıkla görülebilmekte ve bu da, FDA ve WHO’nun aksi yöndeki iddialarının yanlışlığını kanıtlamaktadır. Yüzyıllık geçmişi boyunca klordioksit içiminin, ölüme yol açtığına dair ortada bilimsel tek bir kanıt veya belge olmamasına rağmen insan sağlığı için tehlikeli ilan edilmesi çok vahim bir hata. Resmi sağlık birimlerinin kanıtlama mecburiyeti duymadan ileri sürdükleri bu hatalı bildirim, resmi makamların bu ihmali yüzünden binlerce can kaybı yaşanacak.”

Dr. Kalcker: Video hakkında hemen bir şey söyleyeyim isterseniz; videoda Covidli hastalarda görülene çok benzer, akışkanlığını kaybetmiş, oldukça koyu bir kan örneği görüyorsunuz.
Kanda topaklaşma var ve oksijensiz olduğu görülebiliyor kanın. KD’yi verdiğinizde hücreler *anında* oksijen kazanıyor. Hakikaten anında etki ediyor KD ve alyuvarlar herhangi bir zarar görmüyor bundan. Hatta daha yüksek dozlarda da alyuvarlara olumsuz bir etki olmadığını gösteren başka çekimler de var elimizde. Çünkü kullanılan oksidasyon potansiyeli hücrelerimizi tahrip edecek güçte değil. Kırmızı kan hücrelerinden binlerce kat küçük bir virüsten bahsediyoruz.

Merih: Şimdi, elimizde bir klordioksit var, bu ilk çıkanı, en eskisi… İçimlik kullanılıyor bu daha ziyade. Bir de yeni nesil CDS / KDS var, pH olarak da nötr bu ve bildiğimiz kadarıyla intravenöz olarak kullanılabiliyor. Nerede nasıl doğdu bu KD? Ve bir de, her hastalıkta hayati rolü olan ancak modern tıbbın müdahale etmek için elinde hemen hiçbir gerecinin olmadığı lenfatik sistem konusu var. Sizin de belirttiğiniz gibi çokça sudan meydana geliyor madem beden—yapılandırılmış sudan hatta— ve klordioksit de su arındırma işinde usta biliyoruz ki,
o zaman bu gazın bedende çok yönlü çalışma mekanizmasını bir de sizden dinlemek isteriz izninizle.

Dr. Kalcker: Valla bildiğimiz bir şey varsa o da her şeyi bilmediğimiz. İnanın 13 yıl bile suyla bu kadar benzer ve bunca basit yapıda bir molekülü tüm yönleriyle anlamamıza yetmiyor.
Faz açısı yaklaşık 117 derece, suyunki ise 104, böyle olunca kümelenme yapıyor bu iki molekül, bir ‘yapı’ meydana geliyor. Nereden biliyoruz bunu? Bir parça kan alır mikroskopla bakarsanız,
numuneye klordioksit eklediğinizde ilginç şekilde, kanın daha sonra tıpkı bal peteği gibi altıgen şekle bürünerek kuruduğunu görüyorsunuz. Bu oldukça ilginç bir mevzu aslında.
Bedende de Satürn’ün kuzey kutbundakine benzer şekilde elektromanyetizmal, daha doğrusu elektrofizyolojik kuvvetler var ve bunlar vorteks (girdap) oluşturan kuvvetler biliyoruz ki.
Vorteks oluşabilmesi için enerji olması lazım. Bu ne demek? Bir şekilde enerji seviyesini yükseltiyoruz demek, ki bu çok çok önemli bir husus. Tam da hücrenin çalıştığı, yani sağlığın doğduğu yerde 360 nanometrelik klordioksitin yaptığı bu işte. Diğer yandan tabii mitokondilere de daha fazla oksijen ulaşmış oluyor. Bu şu demek; Proton mevcudiyeti ağırlıkta olduğunda ATP sentaz gereği gibi iş göremez. Fazla proton olması ne demek? Hücre fazla asidik, bu durumda da hücre ölmeye mahkum demek. Böyle gider hücrede işler. Görülen hastalıkların %90’ı oksijen azlığına bağlı gelişiyor aslında. Neden? Çünkü yeterli kan sağlanamıyor doku ve hücrelere. Kan dolaşımında problem varsa kan gereği gibi ulaştırılamıyor demektir, ve kanın işi de esas olarak her an her noktaya oksijen sağlamaktır. Oksijen iletiminde başvurduğu ikinci bir yol daha var vücudun: Klor iyonu—sofra tuzundan tanıyoruz hani— Klor değil yani, klor iyonu. Bu iyonun taşınabilmesinin sebebi akıl almaz derecede küçük olması; nanometre bile değil, *pikometre*den bahsediyoruz burada. Yani nanometrenin de 1000 kat küçüğü bir değerden bahsediyoruz.
Ve geçemeyeceği şey yok bu iyonun. Laboratuvarda silikon tüp filan kullanıyorsunuz ya hani, o silikon tüpten bile geçip gidiyor bu, o bile tutamıyor! Çünkü acaip küçük bir şey.
Öyle olunca da vücutta dilediği zardan geçiyor bu ve patojenlerin saklandığı yerlere intikal edebiliyor! Kanın [yani oksijenin] ulaşamadığı yerlere saklanır patojenler, klor iyonu da kendisine kıyasla dev gibi kalan kan hücresinin ulaşamadığı [oksijen alamayan] yerlere gidip pıt pıt bırakıverir oksijeni. Bir yanıyla iyi bir şey bu oksijen; girer temizler ortamı,
ve bu miniminnacık klor iyonu da—ki vücut *klor*u da kullanır, makrofajlar bu yolla oksitler— hayret verici bir mükemmelikle gider, elektrik akımına hiç gelemeyen minik virüsleri resmen elektrik verip imha eder. Bilimsel olmayan terminolojiyle açıklamak istersek, fareyi nakavt etmek için vermeniz gereken akım gücüyle fili devirmek için kullanacağınız bir olmayacaktır.
Elinizde pille gidip fil filan öldüremezsiniz ama o pille kesinlikle bakteri öldürürsünüz.

Merih: KD için kimyasal ventilatördür, ikinci kanımızdır diyorsunuz. Covid-19’un solunum sisteminde akut bir viral pnömoniden ziyade kimyasal bir pnömoni olduğunu belirtiyorsunuz.

Dr. Kalcker: Doğru. Çoğu ülkede viral pnömoni tedavisi verilmekte bu hastalık için ancak burada yaşanan oksijen yetmezliğidir— Evet, ventilatör kullanımının sonuçlarından da gayet iyi anlaşılabiliyor bu aslında. Suni solunum cihazına (ventilatör) bağlananların çoğu, hatta neredeyse hepsi can veriyor. %90 küsürlerin üzerinde can kaybı var entübe edilenlerde.
Niye böyle? Çünkü istediğiniz kadar oksijen basın ciğere, ki oksijen vermekle bitmiyor, karbondioksitin de dışarı çıkabilmesi lazım, bu ikisinin bir döngüsü var ciğerde, bu olmadan yaşatamazsınız hastayı, ikincisi de, kan öylesine ferritin dolu ki, oksijen alamıyor. Ferritin demirdir ama demiroksit değil. ‘Heme’deki demir oksit formudur. İkisi arasındaki farkı bilmek gerekiyor. Ferritin var ve yükü de artı ise, yani proton zengini ve asit formdaysa, bu sitokin fırtınası yaratır, sitokin fırtınası da tüm bu felaketin müsebbibi histamin akınını doğurur işte. Ortada bir ciğer problemi varsa, bu sonuç olarak oluşmuştur, sebep değildir. Doktor grubumuzun olduğu COMUSAV videolarımızdan da görebilirsiniz, çok ağır hastalar var mesela, oksijen satürasyonu 60, hatta altında hastanın, damardan klordioksiti veriyorsunuz, bir-iki saat sonra kalkmış yatağında oturuyor bu adam! Ölüm döşeğinden geldiği nokta o. Elbette tam toparlanabilmek için birkaç güne daha ihtiyaçları var bu hastaların ama anında başlıyor iyileşme süreci, bunu demek istiyorum. Kanıt mıdır değil midir, bunu tartışmıyoruz, bir kişi dahi olsa gözünüzle görüyorsunuz çünkü iyileşmeyi. Bilhassa da yoğun bakım ünitesine düşmüş doktorların nasıl iyileştiğini görüyorsunuz. Bakın, elimizde öyle bir madde var ki, doktorları koruyor bir defa, çünkü ölüyor doktorlar bu hastalıktan! Hemşireler, askeri personel, polis, cenazeyle birebir ilgilenecek kişiler, hepsi için koruma sağlıyor. İkinci olarak, oluşmuş acil durumda işe yarayan, etki sağlayan bir çaredir bu. Entübe edilmiş ve bu tedaviden sonuç alamayacak çok insan var çünkü. Meksika’da çokça KD ile tedavi uygulayan askeri bir hastane var mesela
ve oranın tek doktoru, entübe edilmiş 87 hastayı tek başına KD ile yaşama döndürmüş durumda. Bence önemli rakamlar bunlar. %90 ölümle sonuçlanacak bir senaryoda hem de… Harika haberler bunlar. Hastalıkların güvenli, ucuz ve etkili biçimde tedavisinde yeni paradigma klordioksit demektir. Çok açık. Burada bir ayrım yapmak zorundayız yalnız. Klordioksit var klordioksit var… Kimyagere sorarsanız, kloriti asitle karıştırırsanız klordioksit olur, der. Aynı şey değil ama bakın, ne tür bir asit kullanıyorsunuz bir defa? Çünkü sitrik asitle de yapabilirsiniz bunu fosforik asitle de, hatta sülfürük asitle bile yapabilirsiniz bunu; toksisite konusu ayrı tabii. Her ne kullanarak yapılmışsa yapılsın, elde etikleri son üründe hep KLORİT vardır.
KDS’de ise klorit yoktur! Ortada bir hasar oluşumu varsa bu hep klorit kaynaklıdır ama bizim kullandığımız KDS’de bu yok, çünkü bir tek gazı kullanıyoruz biz, materyalin bütününü değil.
Burada büyük fark var çünkü salt gazı kullandığınızda, örneğin API denilen ‘aktif farmasötik madde’ gibi zararlı maddeler olmuyor içinde. Patenti bunlar üzerine alıyorsunuz işte, ki benim de ilaç patentlerim var bu şekilde. Klordioksit değil olay, klordioksiti patentleyemezsiniz zaten. Patentlerim de ücretsizdir, maddi kazanç da sağlamıyorum bunlardan. Merak eden olursa diye not düşelim onu da.
Yapılan en büyük hata, tıp profesyonellerinin bunu, içinde klorit olan klordioksit zannetmeleri. Değil! Klorit taşımayan klordioksit *gazı* bu ve nötr halde. İşin kilit noktası burası işte ve evet, bu halini güvenle damar yolundan verebilirsiniz.

Merih: Peki siz satışını yapıyor musunuz bu KD veya KDS ürünlerinin?

Dr. Kalcker: Yok, hiçbir zaman da satmadım.

Merih: Patentleriniz bile ücretsiz hem.

Dr. Kalcker: KD seti nereden temin edebiliriz diye sorar hep insanlar bana, fakat laboratuvar ekipmanı dışında bir şey yok benim elimde görüyorsunuz. Tıbbi tedavi verip veremeyeceğimi soranlar da var, hayır veremem, biyofizikçiyim ben. Benin görevim öğrenmek isteyen profesörlere, doktorlara bilgiyi aktarmak sadece. Evet, üstelik patentlerimiz bile ücretsiz. Pfizer ve Novartis dışındakiler öyle, evet.
Bolivya’da mesela KD çok tutuldu. Nerede başladı? Daha başlarda, eylül başında Bolivya’da [günde] 100’ü aşkın ölüm yaşandı. O yüzden Lanka teorisini fazla ciddiye alamıyorum, neden ölüyordu peki bu insanlar her Allahın günü? Bulaşıcı değil peki, testi filan da tartışmıyoruz ama ortada *ölüm* var! Hadi o 100’ün yarısı virüsten ölmemiş olsun, geri kalanı öldü virüsten işte?
Ve her şekilde fazla bu ölümler. Eylül başında oluyor bu ve Bolivya’da KD’yi polis ve askeriyede kullanmaya başlıyorlar. Polislerde çok başarılı sonuçlar alınıyor, siyasilerden hastalananlar olduğunda da Dr. Patricia Callisperis başta olmak üzere askeri tabiplerce KD ile tedavileri sağlanıyor ve iyileşiyorlar. Muhalefet partisi hemen yasal düzenlemeyle bunun kullanıma sokulmasını teklif ediyor, ve o zamanın sağlık bakanının şiddetle karşı çıkmasına, KD toksiktir, şöyledir böyledir diye tamamen yanlış ithamlarına rağmen, büyük mücadeleler sonunda kullanımı yasallaştırılıyor. Kanun önce köy ve kasabalarda uygulamaya geçiriliyor ve buralarda halk kullanıyor, ve COVID vakaları tamamen sıfırlanan ilk şehir San José de Chiquitos oluyor. Belediye başkanı “KD kullanılacak, bitmiştir,” deyip gayet son derece net bir tavır sergiliyor. Böylelikle KD’yi kullanan ilk onlar oluyor ve üzerinden 2 ay geçmeden de 100’ün üzerinde seyreden can kaybı neredeyse sıfıra iniyor. Diğer komşu ülkelerde, örneğin Arjantin’de günlük can kaybı *şu ara* 270’in üzerindedir, gitgide daha da kötüleşiyor durum orada,
ve nasıl oluyorsa(!), etrafı salgından kırılan ülkelerle çevrili olan Bolivya, hastalığın görülmediği tek ülke durumunda! Olur tabii, çünkü son iki ayda Bolivya’da üretilip kullanıma girmiş klordioksit miktarı 2500 metreküp dolayında. Bu kadarı yeterli oluyor ülkeye, hatta insanlar kuyruk filan oluşturuyor KD alabilmek için. Bolivyalılarla epey dalga da geçildi bu yolu tercih ettikleri için ama şimdi bakıyorsunuz askeriye kullanıyor bunu, diğer sektörler kullanıyor, başka ülkeler de katılmış durumda kervana… Lakin YouTube, Facebook ve büyük teknoloji firmalarının müthiş sansürü ile karşı karşıyayız, zira bunların da kendi “pLandemi”leri var uygulamak istedikleri.
Aslında, düşünecek olursanız, evet resmi mercilerin engeli var bu konuda, ancak uluslarüstü yasalarca doktorun bunu kullanma yetkisi bulunmakta. O yüzden iş, bireysel olarak doktorun bunu kullanıp kullanmama konusundaki kararına kalıyor.

Merih: KD’yi özellikle de akciğer problemleri ve kandaki bu pıhtılaşma sorunları ile ilgili olarak almanın en iyi yolu nedir peki içelim mi, lavman mı yapalım, banyo suyuna mı katalım?

Dr. Kalcker: İnternet sitemde başka birçok bilginin yanısıra çeşitli protokollerin de verilmiş olduğunu göreceksiniz, orada ‘C’ Protokolü vardır, standart protokolümüzdür bu. ‘C Protokolü’ korunma amaçlı uygulayabileceğiniz, veya diyelim ilk semptomlar ortaya çıkar çıkmaz devreye sokabileceğiniz standart yöntemdir. Tad alma duyunuz gitti, baş ağrısı başladı veya sırt ağrısı, yogunluk var filan… o zaman uygulayabilirsiniz. Bu ‘C’ydi . Fakat ateşlendiniz ve sorun akciğere indiyse ‘F’ Potokolünü uyguluyorsunuz. Bunda doz daha yüksektir ve daha sık alırsınız KD’yi. Bu da işe yaramıyorsa o zaman ‘Y’ protokolüne, yani intravenöz protokole geçilir. Bu protokol yalnızca doktor kontrolünde uygulanabilir.

Merih: Peki KD’nin profilaktik kullanımı için neler söyleyebilirsiniz?

Dr. Kalcker: Çok basit. İnternet sitemden kendiniz nasıl hazırlayabileceğinizi gösteren videoyu izleyin. – Bloğumda var o video. Oldukça düşük bir seyrelti olan 3000 ppm’lik (%0.3’lük) konsantre haldeki ana solüsyonu hazırladıktan sonra, şırıngayla hergün bundan 10 ml alıp su şişenize koyup gün içinde için. Su şişesini alın, bölün 10 kısma, oraları çizgi çekerek işaretleyin ve gün içinde buna göre için. Bunu yaptınız mı her şekilde korunursunuz. Dr. Callisperis gibi doktorlarımız var mesela, yoğun bakımda maskesiz, koruyucu giysisiz 2000’ün üstünde hasta görmüş insanlar bunlar… mesafe hiç yok zaten, insanlara sarılıp kucaklıyor bu doktorlar. Çünkü insanlar korku içinde. Nefessiz kaldığını hissettiği anda o korku öyle bir geliyor ki insana, inanın berbat bir ölüm şekli bu. Veya bir diğer doktorumuz, 14 bin hasta da o görmüş durumda. Maske vs. hiçbir şeye gerek bile duymuyorlar. Gerek de yok zaten. KD içmek yetiyor.
Doktorlar mesela yoğun bakım ünitesine girerken belki bir sprey şişe hazırlayabilirler veya çıktıktan sonra da ağza-göze-burna sıkabilirler bunu, biraz da eller, iş tamamdır.
Çünkü virüsler oksidasyona aşırı hassas hakikaten. Bunu anlarsak iş çözülür.

Merih: Peki tedavi amacıyla evde kullanımı güvenli midir bunun doktora filan danışmadan?

Dr. Kalcker: Tedavide daima doktor kontrolünde olsun iş isteriz açıkçası, burada kesinlikle tıbbi yönlendirme şart. Hastaysan doktora gidersin, fakat hiçbir şekilde doktor bulamıyorsan ve ölmek üzereysen haliyle, alıp kendin kullanacaksın demektir. Yaşama hakkını kullanıyorsun, temel insan hakkındır bu. Yaşamak insan olarak hakkın olduğu gibi bedenine istediğin şeyi uygulamak da hakkın. Fakat yine de, blogdan veya internet sitemizden biraz okuma yapmadan kullanılması taraftarı değilim açıkçası. Tonlarca video, değişik protokol ve bir sürü bilginin olduğu koca bir forum alanı var mesela sitede. Konuyla ilgili hiç bilgisi olmayanlar için asistanımın hazırlamış olduğu mini dersler var, kendisi 2 yıldır laboratuarda benimle birlikte çalışıyor. Hiçbir şey bilimiyorum, nereden başlanır fikrim yok diyenlere yönelik eğitim materyalleri hazırlıyor. O yüzden, insanlar kendileri hazırlayabilirler bunu. Tamam, ben de doktor gözetiminde olsun, reçete etsin isterim ama bazen mümkün olmuyor bu. Bolivya’da buna özel yasa geçirilmesinin sebebi de buydu çünkü bir baktık insanlar türeyiverdi birtakım ürünler satmaya çalışan, fakat sattığının klordoksitle alakası yok. O yüzden kanun koruyucu oluyor. Nasıl mı? Çünkü aynı kanun üniversitelere de bunu üretme hakkı tanıyor. Üniversite bilmeyecek de kim bilecek bunu yapmasını, basit mi basit bir bileşik bu, çok kolay yapması. Üniversitede yapılıyor ki konsantrasyonun 3000 ppm olduğu garanti olsun, insanların satın aldğı şey gerçekten klordioksit —bizim KDS dediğimiz şey— olsun. Ve sonuç harikulade başarılı oldu. Kesinlikle çok başarılıydı. Bolivya’da şimdi tüm üniversiteler, hatta askeri akademiler üretiyor KD’yi.
Ve halka onlar sağlıyor. Kimi zaman belediye başkanı karşılıyor ücretini kimi zaman bir şirket grubu sponsor oluyor kimi zaman bedavaya dağıtılıyor. Zaten çok ucuz bir şey, Bolivya’da 5 dolara filan satılıyor. Hayat kurtarıyor, yaptığı bu… Problemin çözümü kendisi. İnsanlık nedense çözüme değil, korkuya odaklanmış durumda maalesef. Çözüm elimdeyse kimin ne dediğine neden bakayım ki? İşin iyi tarafı, virüsün diğer tüm alt tiplerine karşı da etkili bu. Covid hastalığının da ağırlık bakımından çeşitleri var; kimi türü çok ağır geçerken kimisi hafif seyrediyor.
Güney Amerika’da çok ağır seyrediyor hastalık, Almanya’daki hafif seyirle mukayese kabul etmez. İnsanlar çok çabuk biçimde ölüme gittiler maalesef orada da ve aralarında doktorlar da var,
normal şartlarda hayatta kalacak bilgiye sahip insanlar bunlar. Sonuç olarak, elimizde gayet işe yarayan bir şey var ve aşıdan da ucuz. Aşının işe yaramadığı noktada da, yani hastalığa yakalandığınızda da iş görüyor hem. O halde ne bekliyoruz?

Merih: Bilinmesi gereken herhangi bir kontraendikasyon var mı, halihazırda ilaç kullananlar olabilir çünkü?

Dr. Kalcker: Evet, çok önemli bir nokta bu. Her madde için geçerli olduğu gibi bunda da alınacak doz önemli, dozun doğru olması lazım. Fakat bizim bu 4000 doktordan gelen geribildirimler var tabii ve hayretler içerisindeler; çok etkilendiler çünkü KD kullananlarda yan etki, diğer hastalıkların da uçup gitmesi şeklinde oluyor! Diyabetlilerde mesela—veriler de gitgide daha iyiye gidiyor aslında çünkü hiperglisemi değerleri düşüşe geçiyor hastalarda, ona göre ilacının dozunu ayarlaması gerekiyor mesela. Veya kan sulandırıcı ilaç kullananların da yine doz ayarı yapması gerekebiliyor, çünkü KD alımında vücutta her şey düzelmeye başlıyor. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Fakat 13 yılllık deneyimimizde KD ile doğrudan kontraendikasyon oluşturacak bir maddeye rastlamadık. KD deyince bir *gaz*dan bahsediyoruz tabii, reseptörle işi olan bir şey değil bu. Çünkü normalde eczacılıkta kullanılan, reseptör bazlı ilaçlardır. İlaçlar, belli reseptörlere yönelik tasarlanır. Oksijenin reseptörü var mı peki? Bedendeki her bir hücremiz olur kendileri. Özel bir reseptörü filan yok yani, sadece hücrenin *kendi* oksijen için reseptör sayılır ve bir de tabii mitokondri! Hakikaten olağanüstü. Üstelik ömrü de kısa; bedende en fazla 2 saat kalabiliyor. Tepe yapıp 4 saat içinde vücudu tamamen terk etmiş oluyor. O yüzden gün içinde düzenli aralıklarla almanız gerekiyor. Nefes almak gibi düşünün; kalktınız, nefesinizi aldınız, tüm gün götürmez o nefes sizi, bir daha bir daha nefes almanız gerekir. Dozu sürekli tekrarlama durumunu da buna benzetiyorum ben. Bir şişe hazırlıyorsunuz, gün boyu 10 ml’lik yudumlar alıyorsunuz, hepsi bu. Korunmanın en iyi yolu bu. Hasta düşmüşseniz de aynı yöntemle iyileşiyorsunuz.

Merih: Yani mottomuz ‘ne kadar *fazla* o kadar iyi’ değil, ‘ne kadar *sık* o kadar iyi’.

Dr. Kalcker: Aynen. Mümkün mertebe zamana yayıyoruz yani doz alımını. Bolivya ve Meksika’daki doktorlar şunu fark ediyorlar, kişi enfekteyse ve yaşı da ileriyse—hastanelerde 40-50 tane ventilatör yok tabii, bu insanlar yatırılmıyor dahi, eve gönderiliyor orada— o yüzden iki problemle karşı karşıyalar. İlki, insanlar tıbben yardım alamıyor, ikincisi, aile de enfekte olabilir. O yüzden ev ahalisini komple ‘C’ protokolüne başlatıyorlar, yatağa düşmüş COVID’li aile bireyi de, gece de dahil olmak üzere saat başı dozunu alıyor ki virüs yeniden çoğalmasın.
Bakıyorlar ki günde 8 saat dozunu alıp yatmaya gittiğinde günün diğer 10-12 saatinde doz almıyorsan virüs yeniden güç kazanıyor. O yüzden, dozlarla aralıksız vurduğunuzda galip gelebiliyorsunuz.

Merih: Hep Covid üzerinden gidiyoruz ama acaba kronik hastalıklardaki uzun vadeli kullanım nasıl olmalı? Artritten örnek verelim mesela, sözgelimi benim de daha nadir bir formu olan ankilozan spondilitim var. Uzun vadede nasıl kullanalım?

Dr. Kalcker: Sizin deneyiminiz nedir?

Merih: 4 yaşındaki oğlum ve ben 2 ay kadar aldık KD’yi, iyiydi, akut bir enfeksiyon sözkonusuydu çünkü, fakat artrit için kullanmadım çünkü homeopatik tedavi alıyorum zaten Biz KD’yi hep profilaktik olarak kullanıyoruz, günde 2 defa alıyoruz mesela. KDS hazırlamayı da öğrendik. Sabah bir doz akşam bir doz şeklinde, arada alıyoruz. Hazırlanan parti bitene kadar içiyoruz.

Dr. Kalcker: Ankilozan spondilit için çok daha fazla almanız gerekiyor KD’yi; daha yüksek dozda ve tüm gün boyunca almalısınız. Bir nevi metabolik asidoz da var ortada çünkü. Dengeyi yeniden sağlamamız gerekiyor vücutta. Bu madde mantar, virüs, bakterinin yanısıra histamini de oksitliyor bakın, vücuttaki oksijen seviyelerini yeniden dengeye kavuşturduğu gibi pH’ı da düzenliyor. Aldığınız miktarın kafi oranda olması lazım, yeterince almıyorsanız sonuç beklememek lazım.

Merih: Kanser tedavisinden bahsedelim mi biraz da? İstismara çok açık bir alan bu biliyorsunuz, hem umut tacirliğine soyunan çok, hem de hastalar ağa kolay düşme eğiliminde maalesef. KD’nin kanser için başarı öyküleri var mı elimizde?

Dr. Kalcker: Hem de çok. Hatta henüz biri daha bir video gönderdi, iyileşen çocukların video ve fotoğrafları, çok hoş hakikaten. Bunu gösterebilecek miyim size bilmiyorum ama… Bir oğlan çocuğu… Kamera ekrana odaklanabilir umarım… Tamam şimdi gözüktü sanırım. Elias, tamam artık ölecek diye eve gönderilmişti. Çocuklardaki klasik kanser, lösemiliydi o da. Doktorları intravenöz tedaviye OK verdi ve bir de şimdi görün kendisini… İşte size Elias.. Tek vaka değil bu tabii, başka çocuklar da var onun gibi. Evet kanser için KD hakikaten ümit vaadeden bir madde. Fakat her zaman işe yaramıyor, onu da söylemem lazım. %50 gibi diyelim başarı oranına, fakat yine de, kemoterapinin vaadettiği %3’ten iyidir bu %50. Kesinlikle.

Merih: Peki kanser tedavisi olarak izinli mi KD, yoksa kemo + KD mi almak zorunda?

Dr. Kalcker: Çok yöntem var. Doktorlara yön gösterecek materyal de mevcut. Bu konuda bize danışan doktor da çok. Önümüzdeki yıl burada bir araştırma merkezi açıp doktorlarla beraber KD’nin kanserdeki etkisi üzerine çalışmalar yapmayı planlıyoruz. Böylelikle ellerinde kurşun geçirmez bilimsel verileri, istedikleri kanıtlar, her şey olacak. Şu an bir tek ‘Proof of concept’ var elimizde ama tabii ilaç olarak onaylatmak çok farklı bir durum, 10 yıl sürüyor en azından bu süreç.

Merih: Ve kitabınız, “Forbidden Health” (Yasaklı Sağlık), İngilizce versiyonunu arıyorum hala… Farklı sorunlar için KD’nin nasıl kullanılabileceğine dair protokolleri nereden bulabiliriz?

Dr. Kalcker: Kitapta hakikaten oldukça fazla bilgi var. www.voedia.com sitesinden temin edebilirsiniz kitabı. Biliyorum biliyorum siteyi, onu da yazarız zaten buraya. Yayıncının adresi bu.
Birçok dilde yayınlıyorlar kitabı da; İngilizce, Almanca, İspanyolca, Rumence, Çek, Litvanyaca, Portekizce ve başka diller de var şu an çevrilmekte olduğu. Türkçe de fena olmaz hani?
Biz de çevrilmesini umut ediyoruz, evet. Umarım olur. Çok iyi olur, hatta Ali diye bir arkadaşım da var, kendisi Türk asıllı Alman vatandaşı ve KD ile ilgili çok çalışmaları var kendisinin.
Almanya’da yetişmiş, epey de bilgili bu konuda. Birçok başarılı işe de imza atmıştır kendisi.

Merih: Bir şey atlamamak adına Mike Adams’la röportajınızdan aldığım kısa bazı notlarım var. KD tıpkı kan gibi çalışır diyorsunuz, asidik dokulara oksijen sağlar ve metabolik asidoz durumundan da kurtarır diyorsunuz.
Bu tamam ✔
Kandan bağımsız ikincil oksijen taşıyıcısıdır, hangi tip mikroorganizma olursa olsun yarattığı asiditeyi ortadan kaldırır.
Bu da tamam ✔
Bir dakika içinde KD emilip sisteme alınır, bağırsaklara ulaşmaz.

Dr. Kalcker: Evet, çünkü bilindik klasik klordioksit karışımında, içtiğinizde bir kısmı bağırsağa ulaşır ve *belki* ishal sözkonusu olabilir, illa olacak diye bir kaide yok, alınan doza bağlıdır bu durum. KDS de ise olmaz bu. Niye? Çünkü bu sadece gazdan ibaret de ondan. Gaz midede, 11 santigrat derece sıcaklıkta buharlaşır. Mide asidiyle tepkimeye filan da girmez! Bununla ilgili de video yaptım, inanmayanlar var çünkü, fakat yok böyle bir durum. Ne oluyor? Bu gaz 11 derecede buharlaşıyor… Yuttunuz, mide de 36.5-37 derece, sıcak bir ortam, gaz mide duvarından geçip gidiyor; Fick’in birinci difüzyon kanunudur bu. Farmasötik kimya kanunlarından birinden bahsediyorum. Mideden çıkıp interstisyel dokuya işler. Sonra ikinci kanun gereğince dönüp—ve fakat ortamda asidik bir şeye rastlamadığı takdirde tabii, çünkü bedenimiz çokça nötrdür; kanda pH 7.3 – 7.4’dür mesela, hafif baziğe kaçan bir değerdir bu—o yüzden KD’nin bununla reaksiyona girme ihtimali olmaz— fakat kanda şayet virüs, mantar, enfeksiyon yahut enflamasyon varsa —bunlar daima asit haldedir çünkü proton zenginidirler— KD molekülü o noktada bileşenlerine ayrılır ve bunu da tam o asidik partikülün bulunduğu yerde yapar. Güdümlü füze gibi düşünün, problemi buluyor, o noktada bileşenlerine ayrışıyor, bakteriyse bulduğu bakteriyi öldürüyor, değilse, o noktada oksijen bıraktı zaten, beden bu oksijeni, ihtiyacı olan enerjiye yeniden kavuşmada kullanıyor. Zira bana göre hastalık— ben hastalığı enerji yoksunluğu olarak tanımlıyorum ve bana göre önemli de bir noktadır bu. Hastalığın adının önemi yok, derindeki problem, ortak payda nedir hastalıkların ortaya çıkmasını sağlayan diye baktığınızda daima enerji eksikliğini bulursunuz. Enerjiyi nasıl üretiyoruz peki? Yakarak! Kalori yakıyoruz mesela. Bir şey yedik, kalorisini yakıyoruz. Bir şeyi *yakmak* için de, tutuşturucu bir şey lazım, karbon olur bu veya şeker olur, ve bu durumda bunu oksijenle yapmamız lazım işte—pardon… Konu az çok bundan ibaret yani. Bir şeyi yakabilmek veya oksitlemek için oksijene ihtiyacınız var.
Birçok şeyde kullanabileceğimiz mükemmel bir kompanent bu da, epey bir araştırma yapılabilir üstünde. Ve yapılacak da. Şu anda Bolivya’da KD üzerine araştırmalara başlamış 6 üniversite bulunmakta, başka birçok üniversitede de başlandı. Meksika’da ‘proof of concept’le, döllenmiş tavuk yumurtasına tek sefer verildiğinde, ki hepsi koronavirüsle enfekte edilmiş yumurtalar bunlar, tek bir dozla her şeyde %50 iyileşme kaydedildiği gösterildi mesela. Bakılan kriterlerde alınan sonuç bu oldu yani. Çalıştığı çok açık bu maddenin. İnternetten inanılmaz sayıda veriye ulaşılabilir. Klordioksitle ilgili literatürü taradığımızda 1372 yayınla karşılaştık. Akciğer problemli domuzda denendiğinde mükemmelen işe yaradığı görülüyor mesela, ki insan da biyolojik manada domuza oldukça benzer yapıdadır, hatta domuz kalp kapakçığıdır ameliyatla insana takılan da. Doku olarak çok uyumludur. Fareninkine göre çok daha iyi eşleşir. İşe yarıyor yani, biliyoruz. Ve artık iş harekete geçmeye bakar.

Merih: Hücreler KD ile daha uzun yaşıyor, sağlıklı hücreye zarar da vermiyor. İlginç nokta, KD de ozon da, ikisi de glifosatı oksitleyip ortadan kaldırıyormuş, müthiş bir etki bu. –
Dr. Kalcker: Doğrudur.

Merih: Zehir öldürücü, aşı bertaraf edici, sırf kanda değil etkisi, interstisyel sıvıları da temizliyor sizin de dediğiniz gibi, ve kanın olmadığı noktalara kadar sirayet ederek, gizli-saklı ne patojen kalmışsa bulundukları yerde haklıyor.

Dr. Kalcker: Doğrudur.

Merih: Ben sorularımı tamamladım, benim atladığım bir şey var mı sizin ilave etmek istediğiniz?

Dr. Kalcker: Konuyla ilgili araştırma yapmak isteyenleri büyük forum alanımıza davet etmek isterim; adresimiz “www.forbiddenhealth.com”. www.forbiddenhealth.com Ücretsiz de üye olabilirsiniz veya derneğe üye de olabilirsiniz, nasıl isterseniz. Dernek üyelerinin daha fazla şeye erişimi oluyor. Doktorsanız daha da derine inip tüm bilimsel açıklama ve verilere de ulaşabiliyorsunuz bu kanaldan. İşin temelini öğrensem yeter diyorsanız da ücretsiz katılıp sorunuzu sorabilirsiniz forumda. Binlerce kişilik bir grup bu, çok sayıda doktor var aramızda, moderatörlerimiz var. İnsanların orada kaynaşıp birbirlerine yardım ettiğini görmek çok güzel hakikaten ve tüm diller de mevcut bu arada… Yapay zeka programıyla öyle bir hale geldi ki siz Türkçe yazıyorsunuz mesela, başkası size İsveççe veya İspanyolca cevap veriyor ve siz bunları Türkçe görüyorsunuz ekranınızdan. Oldukça başarılı bir program hakikaten.
Dilediğiniz dilde okuyup yazabilirsiniz yani. Amacımız da buydu zaten, uluslararası bir platform yaratmak. Kendi internet sitemi de şimdi çok dilli hale getireceğiz, Türkçe olmasını da isteriz tabii. Genel olarak bir göz atıp her şey doğru mu kontrol edecek birilerini bulabilirseniz Türkçeyi de eklemekten zevk duyarız efendim.

Merih: Teşekkürler. Ve cesaretinizden ötürü de kutlamak isteriz sizi, bunca mütevazi olmanızı da çok takdir ediyoruz. İnsanlığa hizmetlerinizden ötürü müteşekkiriz. Kahramanımsınız.
Türkiye’ye mutlaka bekleriz, güzel İstanbul’u ve tarihi eserlerini görmek isterseniz sizi ağırlamaktan memnuniyet duyarız.

Dr. Kalcker: Hayatım ve yaptıklarım bir mana taşısın isterim, motivasyonum bu esasında. Mezarlığın en zengini olmanın ise bana göre hiçbir manası yok.

Merih: Kesinlikle katılıyorum. Her şey için teşekkürler.

Dr. Kalcker: Rica ederim.

Merih: İrtibatta kalalım, şimdilik hoşçakalın.

KLORDİOKSİT (CD) GÜNLÜK DOZU NASIL HAZIRLANIR?

CDS NASIL HAZIRLANIR?

11 YORUMLAR

  1. Maşallah, subhanallah Merihcim. Simdi bitti kesinlikle harikasin. Çok Çok teşekkürler. Sorularin, derli-toplu dağılmadan konunun anlaşılabilmesi, anlatılabilmesi … nihayet uzun uzun okumaya incelemeye sabredemeyen yakınlara da iletilecek bir kaynak var. Sadaka-i cariye adeta, Allahu teala iki cihanda mukafatlandirsin inşallah…

  2. Merih yine fark yaratan bir projeye imza atmış. Sayesinde bilgiyi doğru adresten çarpıtmadan almak mümkün oluyor, doğru sorular doğru şekilde ve Merih’in dinlemeye doyulamayan diksiyonu ile e KD üstadı da olunca dilimize müthiş bir yayın kazandırılmış oluyor. Teşekkürler!

  3. Röportajı izledikten sonra hangi adımları atalım diyenlere;

    1. https://andreaskalcker.com/coronavirus/protocolos.html girip en üstteki videoyu izlerseniz orada nasil uretilecegini açıklayıp adim adim yapıyor. Ne yazik ki burada turkce altyazı yok, ingilizce anlatılmış. Ancak gozunuz korkmasın izleyerek de anlayabilirsiniz. Ayrica bu sitede covidde uygulama şekilleri, odayı dezenfekte etmede kullanılacak miktarlar, içilecek olursa nelerle birlikte kullanıma dikkat edilmesi gerektiği vb yazıyor.

    2. Direk yapmaktansa biraz forum kurcalayip baska kullanıcıların tecrübelerine bakmak istiyorum derseniz forbiddenhealth.com a giriyorsunuz o da sizi saludprohibida.com diye İspanyolca bir siteye yönlendiriyor. Yukarida ingilizce dil seçeneğini secebilir veya Google translate ile otomatik turkce çevirme seçeneğini kullanabilirsiniz. Bu çıkan sayfada foruma girebilmek için bir üyelik oluşturmanız gerekiyor. Sadece isim,kullanici adi ve e-posta adresi isteyen basit bir üyelik. Mailinize gelen onaylama işlemini de yapınca Voila! Artik forumdasiniz. Burada sorulmuş sorular ve cevaplar var yine site dili İspanyolca, google translate ile biraz anlatim bozuklukları olsa da anlayabiliyorsunuz. Ne yazik ki bazı başlıklara giriş engeli konmuş, herhalde videoda bahsedilen ücretli üyelik gerekiyor onlar için ama genel sorularınıza cevap bulabileceğiniz bir çok başlık acik. Hammaddeleri alirken dikkat etmeniz gerekenler, saklanması, bir yere nakli sırasında soguk zincire gerek var mı vb. sorular buradan cevaplanabilir.

    3. Ben kitabi almadım, yukarıdaki kaynaklar şimdilik yetti ama forumlarda, yorumlarda birseyler bulmaya çalışmaktansa muhtemelen kitap daha kısa bir yol olacaktir 🤷🏻‍♀️

    4. Son olarak, kimse size nokta atışı şuradan hammaddeleri alacaksınız, şu adımlarla yapacaksınız, sizi şöyle ikna edelim, şu şu çalışmalar var diyemez. Bu kadar yol gösterme sonrası herkesin kendi kararını vermesi gerekiyor. Forumda bas ağrısı yaptigi icin aldigi ml miktarını azaltalan da var, adim adim aldigi ml miktarını yükselterek romatoid artritini iyileştiren de. Ve bir çok covid iyileşme haberi… ama dediğim gibi bunların hiç birisi, başkasına, size bunu için dedirtemez. Forumdaki mesajlarin yazıldığı tarihler bile karar vermenizi etkileyebilir (guncel olup olmamaları bakımından) Kendi sorumlulugunuzu alip karar vermeniz gerekiyor. Nihayetinde çağımız dezenformasyon çağı, bilgi kirliliği aşikar. Bulmak isterseniz negatif şeyler de bulabilirsiniz bu konular hakkında. Neye ve kime güveneceğinizi siz bilirsiniz…

  4. Merih cim harika bir röportaj, yürekten kutluyorum, ayrıca röportajı sağlık çalışanlarına affetmen büyük incelik, çalıştığım birimde Dr. arkadaşlarımla paylaşacağım ve seni ilgiyle takip etmeye devam edeceğim, çok teşekkürler…

  5. Ben clordioksit icin siparis verdim ölcüleri de uygun görunuyor umarım yanlıs bir uygulama yapmam. Yapan kisiler daha açıklayıcı bir sekilde yazarlarsa sevinirim mesela her gun bir damla arttırılacagı konusunda en son ne kadar miktarda artıs yapması gerek buna bir açıklama getirebilirmisiniz ben otizmli oglum icin uygulamak isterim litfen deneyen yapan kisiler yazabilirmi

    • Ben Kerri Rivera nın kitabını okudum. Orda verilen bilgiye göre kişiyi tedavi edecek günlük doz Heixheimer reaksiyonuna ulaştığı dozdur. Bu da sizi ishal eden doz demek. KD kullanılmaya başladığında her gün 1 damla arttırılarak kullanılır, sizi ishal eden dozu bulur ve o doz öncesini günlük tedavi dozu olarak kullanırsınız. Profilaktik kullanım dozu daha düşüktür diye tahmin ediyorum. Kalcker in sitesinde http://www.andreaskalcker.com ve http://www.forbiddenhealth.com onlar da yazıyordur. Otizm protokolü için muhakkak Kerri Rivera nın “Otizm olarak bilinen Etkilerden Kurtulmak” adlı kitabını alıp okumanızı tavsiye ederim. Orda çok fazla detaylı şekilde anlatılıyor.

  6. Merihcim yılın röportajı olmuş! Muhteşem bilgiler.. Senin her zamanki üstün röportaj yeteneğin ve diksiyonunla birleşince; dinlemekten, okumaktan ve izlemekten 1 saatin nasıl geçtiği hiç de anlaşılmayan bir görsel şölen çıkmış ortaya. Emeklerinize sağlık!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here