Bugün grupta Grafen ve mRNA aşıları ile ilgili birçok paylaşım ve sorular oldu. Bu nedenle, bu konuda da sizlere bazı temel bilgileri verme ihtiyacını hissettim.

Graphene, oksitlenmiş formu ile (Grafen oksit) PEGylated lipid (PEG = Poly Ethylene Glycol) adı verilen lipid nanopartikülleri ile kaynaşmış olarak mRNA aşılarında bulunuyor (çok ilginçtir ki, PEGylated lipidler dünyada sadece Sinopeg adlı bir Çin firması tarafından üretiliyormuş. Sinopeg ürünü tanıtan broşüründe bu lipidleri Graphene ile kaynaştırarak ürettiğini açıkça belirtiyor). Bu PEGylated  lipid tabakasının altında da çok frajil olan mRNA’lar bulunuyor. Bu yapı MRNA’yı korumak için var.

Bunun hemen dışında iyonize lipid molekülleri var. Bunların görevi Grafeni  nötr (inaktif) formda tutmak. En dış tabakada da Fosfolipid ve kolesterol karışımı [non iyonize lipidler] var. En dıştaki Fosfolipid-Kolesterol karışımı (lipofilik) yapı sayesinde hücre zarı geçilebiliyor. Kompleks sitozole ulaşınca, ortamın düşük pH’sı nedeniyle lipid tabakalar ayrılıyor ve içinde tuttuğu mRNA’nın dışarıya sızmasına izin veriyor. Tabii maalesef, bu aynı zamanda Grafen’in nötr formunun da iptal edilmesi anlamına geliyor. Ancak, başka bir görüşe göre (ki işte bu korkutan kısım), Grafen yine de hücre içinde okside (nötr) formda kalabiliyor ta ki, bazı Elektromanyetik dalgalara maruz kalana kadar.

mRNA aşısı üreten aşı firmalarının aşılarımızda Grafen yoktur açıklaması çok komik. Çünkü, hem acil kullanım için başvurdukları FDA ve İngiltere Sağlık Bakanlığı’na gönderdikleri dokümanlarda hem de patent başvurularında içeriklerinde PEGylated lipidlerin kodu olan ALC0315 ve ALC0159 bulunduğunu kendileri beyan ediyorlar. Hatta aşının bu Pejile liipidler sayesinde iş gördüğünü de açık açık izah ediyorlar. Ve bu belgeler gizli bile değil.

Grafen kömür veya -daha yakını- elmas gibi karbon halkalarından oluşmuş ve hekzagonal yapısı ile mikroskopta bal peteği görünümü veren bir moleküldür. Vücutta hiçbir şekilde sindirilemiyor (parçalanamıyor). Bilinen en güçlü, en iletken (hem ısı hem de elektrik akımı için) ve aynı zamanda en ince materyal olan Grafen kendisini nötr olarak tutan iyonize lipidin etkisinden kurtulur ve pozitif olarak yüklenirse (yani okside formdan redükte forma geçerse), imha gücü çok yüksek bir maddeye dönüşüyor. Kendi manyetik alanı var (aşıdan sonra deltoid bölgede paraların yapışması olayı). Aynı zamanda Elektromagnetik dalgalarla da şekil değiştirerek etkileşime girebilirler. İnternet ve cep telefonu sinyallerine de cevap verdiği gösterilmiş (şu meşhur 5G meselesi ve Hidrojel teknolojisi meselesi). Elektron mikroskobu ile incelendiğinde, mRNA aşılarının olduğu kişilerin aşı bölgesinden alınan hücre örneklerinde zeminde fon gibi hekzagonal (bal peteği gibi) bir yapının olduğu görülebiliyor (aşı öncesinde olmayan bir görüntü). Grafen’in bedendeki olumsuz etkileri ile ilgili olarak bir bilgi verip kimsenin moralini daha da bozmak istemiyorum.

Önceki yazılarımda [yazı 1 – yazı 2 – yazı] aşılarla ilgili problemleri anlatırken, Grafen konusuna özellikle değinmemiştim. Hem kafa karıştırıcı hem de başka bir komplo teorisi mi yoksa diye düşündürten bir konuydu. Diğer hususların bilinmesinin daha önemli olduğunu düşündüm. Ancak, bugün grupta bu konuda çok paylaşım ve soru olunca bu konuda da sessizliğimi bozmak zorunda kaldım. Pandora’nın kutusu aralandıkça aralanıyor. Saygılarımla…

Doç. Dr. Cüneyt Konuralp

Akupunktur ve Grafen (yeni bölüm):

Geçenlerde mRNA aşılarında bulunan Grafen hakkında bazı bilgiler vermiştim hatırlarsanız… Bununla ilgili olarak yeni aklıma gelen bir hususu özellikle Akupunktur uygulayan Doktor arkadaşlarla paylaşmak istiyorum. Grafenin güçlü bir manyetik alanı olduğu ve hücre içinden bu alanı oluşturduğunu (Pacemakerlar gibi değil yani) düşünürsek, mRNA aşısı olan hastalarda belki de bugüne kadar karşılaştığımız en güçlü Bozucu Alan (Interference Field) gelişimi söz konusu olacaktır. Bu durumda, yapacağınız Akupunktur; tedavileri sabote edilecektir ve en iyi ihtimalle dahi etkinlikleri büyük oranda düşecektir.

Bu nedenle, Akupunktur tedavisi uygulayan Hekimlerin hastalara mRNA aşısı olup olmadıklarını (ve her seferinde iğnenin hangi koldan, nereden yapıldığını) sorması ve eğer hasta bu aşıyı oldu ise, ana/hedef tedavi öncesi Bozucu Alan tedavisini planlamaları çok önemlidir (belki aşılı bölgeyi çevreleyen gümüş iğneler, kulakta deltoid alana karşılık gelen yere [ki eminim o bölge tüm mRNA aşılılarda sinyal veriyordur] gümüş iğne, Prokain enjeksiyonları, vs]. Bu bozucu alanı tedavi etmek kolay olmayabilir. Ve eğer bir şekilde kastan yapılan aşıda, mRNA içeren Grafen kafesi dolaşıma karışacak bir hücreye girebilmişse, metastatik Bozucu Alanlar olabileceğini de teorik olarak göz önünde bulundurmanızı öneririm.

Danışanlar için Not: Grafenin güçlü bir manyetik alanı olduğu ve hücre içinden bu alanı oluşturduğunu (Pacemakerlar gibi değil yani) düşünürsek, mRNA aşısı olan hastalarda belki de bugüne kadar karşılaştığımız en güçlü Bozucu Alan (Interference Field) gelişimi söz konusu olacaktır. Bu durumda, yapılacak Akupunktur tedavileri sabote edilecektir ve en iyi ihtimalle dahi etkinlikleri büyük oranda düşecektir. Bu nedenle, Akupunktur uygulamasına giden hastaların mutlaka Doktora mRNA aşısı olduklarını (ve her seferinde iğnenin hangi koldan, nereden yapıldığını) söylemeleri ve Bozucu Alan açısından uyarmalarını öneririm. Bu durumda Doktorun ana/hedef tedavi öncesi Bozucu Alan tedavisini planlaması çok önemli ve elzem olacaktır.

Saygılarımla. Doç. Dr. Cüneyt Konuralp

Doç. Dr. Cüneyt Konuralp’in Diğer Yazıları >>>

Bağışıklığın takibinde antikorlar doğru kriter mi? 

Aşısızların mutasyona sebep olup aşılıları riske attığı doğru mu?

Mutasyon halka algılattırılmaya çalışıldığının aksine, KÖTÜ DEĞİL, İYİ BİR ŞEYDİR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here